BTSO İletişim Mail
Sayı : 231
MAYIS 2007
Ana Sayfa Geçmiş Sayılar Kapak Reklam Verenler
SÖYLEŞİ: PROF DR NEJAT VEZİROĞLU

ALTERNATİFSİZ ENERJİ KAYNAĞI: HİDROJEN

Prof. Nejat Veziroğlu: “Hidrojenin, enerji kaynağı olarak bir alternatifi yok ve küresel ısınmanın, çevre kirliliğinin, görüntü kirliliğinin, asit yağmurlarının, ozon tabakasının delinmesinin, iklim değişikliğinin kalıcı, yegane ve nihai çözümü hidrojen enerji sistemidir”.

Hollywood filmleri ve bilimkurgu kitaplarındaki gelecek senaryolarını biliyoruz; gökyüzü kararmış, insanlar güneşe çıkamıyor. Çünkü artık bir ozon tabakası yok. Temiz hava tüplerde satılıyor ve çok pahalı, denizler kurumuş. Berbat bir senaryo... Ne yazık ki dünyamız bu geleceğe doğru koşar adım gidiyor. Yine de umut yok değil, tüm bu senaryoların başkahramanı olan fosil yakıtlara olan bağımlılığımız artık azalabilir. Geride bıraktığımız yüzyılın ortalarından bu yana araştırılan “hidrojen”, en temiz, en güvenli, en performanslı ve sınırsız yakıt olarak biliniyor. Yazımızın spotundaki sözler, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği’nin (IAHE) başındaki isim olan Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu’na ait. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’ni (ICHET) kurmak için geldiği İstanbul’dan ayrılmak üzere olan Prof. Dr. Veziroğlu ile, ABD’ye dönmeden, hidrojeni ve neden bu kadar önemli olduğunu konuştuk.


Hemen en önemli soru ile başlayalım; madem hidrojen bu kadar değerli, öyleyse neden hiç konuşmuyoruz?

Aslında konuşuyoruz da sesimiz pek duyulmuyor. Şimdi, hidrojen dünya için olduğu kadar Türkiye için de çok mühim bir konu. Çünkü Türkiye bugün, enerjisinin yüzde 75’ini ithal ediyor. Geçen sene petrol, doğalgaz ve kömür ithali için 35 milyar dolar harcadık, bu giderek artacak. Çünkü arz/talep kuralına göre fiyatlar da giderek yükseliyor. Tüm dünyada enerjiye büyük bir ihtiyaç var. Bir yandan dünya nüfusu artıyor, diğer yandan kalkınmakta olan ülkeler, bir an önce gelişebilmek için büyük miktarda enerji tüketimine yöneliyorlar. Oysa ki gelişmiş ülkeler, fosil yakıtların kullanımını sınırlandırıyor.

Neden?

Çünkü bu yakıtlar kullanarak elde edilen enerji, enerji üretimi sırasında oluşan zararları karşılayamayacak boyutlarda gerçekleşiyor; turizm, tarım ve en önemlisi insan sağlığı bu süreçten kötü etkileniyor.
 
O zaman biz neden devam ediyoruz?

Çok basit, bizi tavlıyorlar; efendim size 40 yıl vadeli ucuz kredi verelim ama siz de bizim kömürümüzü alın diyorlar. Bunlar hep yanlış siyasetlerdir, hâlâ yeni kömür ve linyit santralleri yapmak için kanunlar düzenleniyor, teşvikler çıkartılıyor. Bunların bize vereceği zarar, yararından fazladır. Kömürden, ancak hidrojen elde etmek için faydalanırsak daha fazla verim alabiliriz; elektrik üretiminde kömürden yüzde 30-35 arası verim alabilirken, hidrojen çeviriminde kullanılan kömürden yüzde 50 verim alınabiliyor. Bakın Shell, BP ve Exxon gibi petrol devleri bile kömürden hidrojen üretme işine giriyor.

Hidrojen enerji sistemleri aslında çok yeni bir teknoloji değil, değil mi?

Evet, yeni bir teknoloji olduğunu söyleyemeyiz. 1973’te Ortadoğu memleketleri petrol ihracatını durdurdu ve oluşan krizde, tüm dünyada fabrikalar durdu, uçaklar uçamadı, elektrik kesintileri yaşandı. Ben o sırada Miami Üniversitesi’ndeydim ve 1962’den beri de hidrojen ile ilgileniyordum. NASA’dan aldığımız bir proje nedeniyle, hidrojenin A’dan Z’ye her özelliğini öğrenmiştik; en hafif element, en verimli yakıt vs. gibi... 1962-1972 arasında, şehirlerdeki hava kirliliğini ortadan kaldırmak için nasıl bir yakıt kullanabiliriz sorusunun yanıtını arayan bir araştırmada yer aldım. Bu araştırmadan da şu sonuç çıktı ki en temiz yakıt hidrojendir.

Aynı tarihlerde Miami Üniversitesi’nde sizin kurduğunuz bir enstitü var galiba?

Evet, adı “Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü”. Başına “Temiz” kelimesini koyduk, çünkü biliyorduk ki büyük metropollerde hava kirliliği çok zarar verici boyutlara ulaşmıştı.

Ve deneyiminize dayanarak hidrojen üzerine dünyayı bilinçlendirmeye başladınız...

Evet, enstitüde birçok temiz yakıt ile çalıştık; güneş enerjisi, rüzgar, su, jeotermal enerji ve biyokütle... Ancak bunlar kullanışlı değiller; güneş enerjisi ile uçağı uçuramazsın, rüzgar ile otomobili hareket ettiremezsin... Ancak güneşte su ısıtabilirsin, o da güneş olduğu zaman... Demek ki problemin çözümü sentetik bir yakıtta gizli. Yani bu kaynaklardan bir sentetik yakıt üretebilirsek problem çözülecek. Eh, geçmişten de biliyorum ki en iyi sentetik yakıt hidrojendir. Böylelikle, tüm çalışmalarımızı “Hidrojen Enerji Sistemi” ya da “Hidrojen Ekonomisi” olarak isimlendirmeye başladık.

Neden ekonomi diyoruz?

Çünkü enerji, ekonominin lokomotifidir. 1973 krizinde de enerji olmadığı için ekonomi durmuştu. Ben, o dönem bir konferans düzenlemeye karar verdim. “Hidrojen Ekonomisi Miami Enerji Konferansı” 18 Mart 1974’de, 40 ülkeden 700 kişinin katılımıyla açıldı. O zamanlar 700 kişi inanılmayacak bir rakam... Neyse, orada anlattım, dedim ki, hava kirliliğinin, enerji krizlerinin, çevre felaketlerinin kalıcı çözümü hidrojen enerji sistemidir. Çay molasında 10 akademisyen yanıma geldi ve dediler ki biz de size katılıyoruz, hemen bir dernek kuralım. O gece toplandık ve derneği kurma kararı aldık. Ben başkan olarak seçildim ve halen de “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği”nin başkanıyım. 1974’te atılan bu tohum sonucunda, dünya çapında konferanslar düzenleme aşamasına geldik. “Dünya Hidrojen Enerjisi Konferansı- WHEC” isimli bu konferanslardan bugüne kadar 17 tane gerçekleştirildi, bu sene İtalya’nın ev sahipliğinde toplanacağız, gelecek sene de Avustralya’da olacağız.

O ilk dönemlerde size “Hidrojen romantikleri” ismi veriliyordu galiba değil mi?

Bakın, hidrojenin avantajları petrol şirketlerini haliyle rahatsız ediyordu. O nedenle de bize “Hidrojen romantikleri” diyor ve bizim rüya gördüğümüzü iddia ediyorlardı. Hatta aralarında bir konsorsiyum kurarak hidrojenin, bizim söylediğimiz gibi bir yakıt olmayacağını ispata giriştiler. Efendim işte petrolü temize çıkarmak için çeşitli raporlar neşrettiler; hava kirliliğinin nedeni egzoz gazları ve sanayi atıkları değil, uzaklardaki yanardağların püskürttüğü küllerdir ya da küresel ısınmanın nedeni Avustralya’daki büyükbaş hayvanların dışkılarıdır gibi çeşitli raporlar yayımlandı. Sonuçta hidrojeni kötülemeleri mümkün değil, bu nedenle de biz bu avantajımızı kullanarak petrol şirketlerini kendi tarafımıza çekmek için çalışmaya başladık. Bu amaçla tüm büyük petrol şirketlerinin başkanlarına mektup yazdım; dedim ki, petrol bitince ne satacaksınız? Bu soruma bazı başkanlar kızmışlar ancak bazıları da çok ciddiye aldılar. Hatta size, petrolün bir gün tükeneceğini bilmeyen yöneticiler olduğunu söylesem çok şaşırırsınız, değil mi?

Ciddi değilsiniz herhalde?

Gayet ciddiyim. Bu gerçekten haberi olmayan petrol şirketi yöneticileri vardı (gülüşmeler). Bu diyaloglar sonucunda 1998’deki 12. WHEC toplantısına Shell’den 12 bilim insanı katıldı ve toplantı sonrasında Shell, biraz önce bahsettiğim hidrojen karşıtı konsorsiyumdan ayrılarak, kendi bünyesinde hidrojen enerjisi birimi kurdu. Yani Shell, hidrojen satmaya karar verdi. Hemen arkasından BP de bu yolu izledi. Şimdilerde, tüm petrol şirketlerinin ya hidrojen üretmek/satmak üzerine yatırımları ya da araştırmaları var.

Peki, hidrojeni günlük yaşantımızda kullanabiliyor muyuz?

Bazı Avrupa şehirlerinde, hidrojen ile çalışan otomobil ve otobüsler kullanılıyor.

İstanbul’da da toplu taşıma üzerine bir proje var…

Evet, burada da hidrojenle çalışan otobüsler üzerine bir projemiz var. Raporları ve fizibilitesi hazırlandı ve finansman arayışına başladık. Türkiye’de buna benzer birçok projemiz daha var.

Buraya gelmeden önce UNIDO/ICHET’den de bahsedebilir miyiz?

Tabii, şimdi biz “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği”ni kurduktan sonra BM beni danışman olarak görevlendirdi. Ben de zaman zaman hidrojenin ekonomiye etkileri, çevreye etkileri üzerine BM’ye raporlar hazırladım. 1988’de verdiğim bir raporun sonuna da bir paragraf eklemiştim; hidrojene geçiş kaçınılmazdır ve bu geçişte liderlik yapmak için bir BM merkezinin kurulmasını öneririm... Bunu beğenmişler ve UNIDO’dan (Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü) beni aradılar ve dediler ki, fikrinizi değerlendirdik ve bu merkez için önerilerini bekliyoruz. Ben de cevabımda, merkezin, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler arasında olmasının yararlı olabileceğini söyledim ve iki öneride bulundum; Türkiye ve Meksika. Sonuçta Türkiye seçildi ve Türkiye’de de en uygun yer olarak İstanbul tercih edildi. Çünkü bu merkezin misyonları arasında toplantılar, seminerler, kongreler düzenlemek de var. Yani ulaşımının kolay olması gerekiyor. 1992’de, UNIDO’dan bir heyet ile Ankara’ya geldik. O dönem Demirel başbakan, Erdal İnönü de başbakan yardımcısı. Biz konuyu anlatınca İnönü hemen konunun önemini kavradı ve Türkiye ile UNIDO arasında bir ön antlaşma imzalandı. Ancak bir BM merkezinin kurulması için BM Genel Kurulu’ndaki tüm üye ülkelerin de onayının alınması gerekiyor. Bu nedenle lobi faaliyetlerine başladık.

Zorluklarla karşılaştınız mı? Sonuçta herkes böyle bir merkezin kendi ülkesinde kurulmasını istemez mi?

Japonlar bunu düşündüler tabii. Ancak bunun Türkiye’de kurulmasının sebebi de benim (gülüşmeler). Yoksa bunu her ülke kendisine mal etmek ister. Bakın UNIDO da aslında bizim ülkemize gelebilirdi. Biliyorsunuz UNIDO’nun eski genel merkezi Beyrut’taydı. Harp başlayınca İstanbul’a gelmek istediler ama bizim hükümetimizin ağır hareket etmesi nedeniyle Avusturya devreye girdi ve UNIDO’yu kendi ülkesine davet etti. Eskiden Viyana köydü ama UNIDO oraya hayat verdi. Şimdi her hafta birkaç konferans oluyor, politikacılar, bilim insanları vs. Bunlar İstanbul’da olabilirdi, ilgisizlik yüzünden kaçırdık. Tıpkı bizim arsa işi gibi, hâlâ bir cevap alabilmiş değiliz.

İstanbul’da yapılması planlanan merkezi kaçırma riski var mı?

Bakın buradaki merkez, Viyana’daki Atom Enerjisi Merkezi’nden büyük olacak. İstanbul’un ve Türkiye’nin ekonomisine, bilimsel hayatına, diplomasi ve prestijine parayla ölçülemeyecek katkıları olacak. Zaten katkıda bulunmaya da başladı. Bunu kaçırmamamız lazım. Bizde bürokrasi Osmanlılardan kalma sistemle çalışıyor maalesef.

Biraz önce bahsediyordunuz, arsa tahsisi konusunda son durum nedir?

Biz Sarıyer’de bir yer beğenmiştik. Projemiz de hazırdı; laboratuarları, yönetim binaları vs. Bir de dünyada tek olacağı için de mimari olarak da bir özelliği olsun istiyoruz, çünkü bu merkez gelecekte İstanbul’un simgesi olacak. Bizde işler biraz ağır işliyor demiştim ya, biz merkezin burada kurulması kararını çıkarttıktan sonra Türkiye Hükümeti ile son imzayı atmak için bile senelerce bekledik, iki hükümet eskittik (gülüyor). En son, şimdiki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güner, bir şartla imzayı atarız dedi. O şart da, benim Amerika’dan gelerek merkezin kuruluşunda bizzat görev almamdı. Şimdi üç senelik iznim bitiyor ve Amerika’ya geri dönmek zorundayım. Çok şükür merkezi kurduk, dünyanın her tarafından insanlar burada görev alıyor. Ancak bir yandan da buruğum, keşke arsa konusunu da çözmüş olsak ve merkezin inşaatına başlamış olsaydık.

Son olarak sanayicilerimizin hidrojenle araları nasıl?

Çok ilgili olduklarını söyleyebilirim. Bu merkez kurulmadan önce iki firma vardı, hidrojenle ilgilenen, şimdi 35 firma var. ICHET kurulmadan önce üç ulusal üniversitemizde hidrojen araştırmaları yapılırken şimdi 40 üniversitemiz bu konuda çalışıyor. Ve yakında ürünleri de göreceksiniz. Fakat hükümetin de bu konuda üzerine düşenler var, bu konuyla ilgili gerekli yasal düzenlemelerin bir an evvel çıkarılması gerekiyor. Biz, hidrojene geçiş için bir yol haritası da hazırladık. Eğer bu yol haritası takip edilirse, Türkiye, 30-40 yıl içerisinde tam olarak hidrojene geçişi tamamlayabiliriz.


Dünya Barışı için Türkiye Dünya Barışı için Hidrojen

Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu
Derleyen: Ayfer Kale
Editör: Yrd. Doç. Dr. Ö. Faruk Noyan
Kaynak Kitaplığı
505 sayfa
Ekim 2005 – 2. Baskı


Nejat Veziroğlu kimdir?

Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği’nin de kurucu başkanı olan Veziroğlu, yaptığı çalışmalarla 1974’te TÜBİTAK ödülü, 1982’de Sovyetler Birliği Kurçatof ödülü, 1986’da “İnsanlık İçin Enerji Ödülü” gibi birçok ödül aldı. Azerbaycan Bilimler Akademisi, hidrojen enerjisi fikrini ortaya atması ve gerçekleşmesindeki çalışmaları dolayısıyla 2000 yılında Prof. Dr. Veziroğlu’nu Nobel Ödülü’ne aday gösterdi.


Kısaca Hidrojen

1766’da Cavendish “alev alan hava” isimli bir maddeden söz eden bir makale yayımlar. Ancak bu esrarengiz maddenin niteliğini ortaya çıkaran, 1774’te suyun bileşimini bulan Fransız kimyager Lavoisier’dir. Lavoisier’in “hidrojenyum” adını verdiği kokusuz, renksiz, tatsız ve saydam bir yapıya sahip olan hidrojen (H), doğadaki en hafif elementtir. Hava ya da oksijen içinde kolayca parlar, yanar ve su (H2O) oluşturur. Su, kaya, petrol gibi ortamların ve bütün bitkisel, hayvansal yaşamın temelini oluşturan bir çok organik bileşenin içinde de bulunur. Güneş dahil bütün yıldızlarda, çok büyük miktarlarda hidrojen vardır. Günümüzde hidrojen üretimi için bir çok yöntem geliştirilmiştir. En çok kullanılan yöntem ise doğalgazın buhar reformasyonudur. Ayrıca elektroliz, biyokütle dönüşümü, fotoelektrokimyasal dönüşüm, termokimyasal dönüşüm ve buhar yapılandırması yöntemleri ile hidrojen elde edilebilmektedir. Hidrojen, bilinen en temiz, en performanslı ve sınırsız yakıttır.


Prototipler hazırlanıyor

Türkiye’nin hidrojenle çalışan ilk otomobili, önümüzdeki aylarda görücüye çıkacak. ICHET bünyesinde sürdürülen proje kapsamında hazırlanan araç 100 km. hıza ulaşabiliyor ve bin km.de ancak beş YTL harcıyor. Aracın egzozundan atılan atık ise bildiğimiz su...

 

1 ton kömürden elde edilen benzinle 708 km.
1 ton kömürden elde edilen elektrikle 772 km.
1 ton kömürden elde edilen hidrojenle 1030 km. yol yapılabiliyor.

Organize Sanayi Bölgesi Mavi Cadde 2. Sokak No: 2 16159 Nilüfer/BURSA
Telefon : +90 (224) 243 15 00 Faks : +90 (224) 242 85 11