KAPAK: SÖYLEŞİ
“TÜRKİYE YURT DIŞINDAN, YURT İÇİNDE GÖRÜLDÜĞÜNDEN DAHA İYİ GÖRÜLÜYOR”
“Ben her zaman söylüyorum. Biz yurt dışından yurt içinde göründüğümüzden daha iyi görünüyoruz. Yani bizim gittiğimiz uluslararası toplantılarda Türkiye’den her zaman bilgi almaya çalışıyorlar, gelişmeleri gözlemlemeye çalışıyorlar. Eskiden bunlar yoktu. Artık Türkiye’nin hem bu bölgede, hem de G-20’ler arasında olsun, dünyanın 16. ekonomisi olması olsun, son krizde diğer ülkelere göre daha iyi pozisyonda olması herkesin göz önünde.” Rona Yırcalı, Türkiye’nin en etkin iş insanlarından biri. Bursa’nın komşu kenti Balıkesir’de olan işlerinin merkezine karşın, kendisi Türk iş dünyasının en merkezi yerlerinde sivil toplum kuruluşlarında görev alan biri. Sadece Türkiye’de değil uluslar arası platformlarda da Türkiye’yi etkili bir şekilde temsil eden Yırcalı’nın getirildiği son görev Dünya Odalar Federasyonu (WCF) başkanlığı oldu. Bu görevinden sonra ilk özel röportaj için kapısını BTSO Ekonomi’ye açan Yırcalı, Türkiye ve global krize ilişkin önemli mesajlar verdi. Dünya Odalar Federasyonu (WCF) başkanlığına üçüncü kez seçildiniz. İlk röportajınızı Bursa Sanayi Odası Dergisi’ne verdiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle WCF hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Dünya Odalar Federasyonu dünyada 140 ülkede, 15 bin odanın dâhil olduğu bir sistem. Bu odanın ana gayesi dünyadaki bütün odaların üyelerine belli bir standartta hizmet vermelerini sağlamak. En iyi hizmeti verebilmek için dünya genelinde bir çalışma yürüttüm. Bu dönem 6 tane başkan yardımcısı seçtim. Başkan yardımcılarımı seçme hakkını bana bırakıyor WCF. Başkan yardımcılarım, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Afrika, Asya, Asya Pasifik, Orta Doğu ve Avrupa’dan sorumlu olacaklar. Bizim yönetim merkezimiz Paris’te. Yılda 3 kere toplanıyor. Bir de genel kurulumuz var. Bu da sene de 2 defa toplanarak üzerimize vazife olan işlerimizi düzenlemeye çalışıyoruz. Yeni dönemde ajandanızda hangi gündem maddeleri bulunuyor? Dünyadaki odaların tabii finansmanı, teşkilatı, yapabildiği işler aynı değil. Batı ülkelerdeki odaları geniş imkânları var. Gelişmekte olan ülkelerin odaları daha zor. Bazı bölgelerin odaları doğal olarak çok zayıf. Dolayısıyla bu kurumlar, kendi durumları iyi olmadığı takdirde üyelerine iyi hizmet veremiyorlar. Bu bilhassa her ülkedeki KOBİ’ler bakımından son derece önemli. KOBİ’ler hem dış dünyaya açılmakta zayıf hem finansmanda hem bilgi alabilmek bakımından. En çok böyle odaların kuruluşlara ihtiyacı vardır. Bilhassa kalkınmakta olan ülkelerdeki odaların bu batıdaki odalardan faydalanmasını ve belli bir standarda gelmesini öngörüyoruz. Bu arkadaşlar da kendi bölgelerindeki odalarla zaman zaman toplanarak, bizim iki senede bir yaptığımız kongreye o odaların gereksinimlerini getirecekler, ne ihtiyacı olduğunu ortaya koyacaklar. Somut olarak sorumluluğunuzda olan çalışmalar var mı dünya ticareti açısından? Çok önemli görev ve sorumluluklarımız var dünya ticareti açısından, konuya baktığımızda. Öncelikle ATEA Karnesi denen bir sistem var biliyorsunuz. Bu yurt içine geçici olarak giren mallar için verilen bir evrak. Fuarlar için numune olarak, seminerler için gelip bir müddet ülkede kalıp aynı şekilde dönecek mallar için. Bu karneler odalar birliğinin sorumluluğunda ama Dünya Odalar Federasyonu’nun yönetiminde yapıyor bunu. 2008’de aşağı yukarı 200 bin adet bu şekilde karne verilmiş. Yaklaşık iş hacmi de 20 milyar dolar. Onun için karne konusu dünya ticaretinde önemli bir yer tutuyor. 2010 için bu 200 bin rakamı ve totalde 20 milyar dolarlık işlem hacmine uyan karne sayısında bir artış olur mu? Benim size verdiğim 2008 rakamı. 2009’da biraz daha aşağı düşeceğini tahmin ediyoruz. 2010 gelişmelere bağlı. Bizim ayrıca menşei şahadetnamesi dediğimiz, o malın nerede yapıldığı, ne şartlarda yapıldığını gösteren bir sertifikaya ilişkin çalışmalarımız da bulunuyor. Dünyadaki firmaların birbirlerini aldatmalarını, kaçakçılığı önleyen bir uygulama bu. Gittikçe de önemi artıyor. Dünya ticareti geliştikçe bunun bazı sıkıntıları oluyor. Bir de network’ümüz var. Yani bütün odaların katıldığı sanal ortamda birbirlerine olan temaslarını sağladığımız bir elektronik sistem var. Burada bütün odalarımız birbirleriyle temasta olabiliyorlar. Tabi odaların temas etmesi kadar odalara bağlı firmaların da temaslarını yapmaya çalışıyoruz. Aslına bakarsanız kamuoyunun geniş bir kesimi WCF’i temsili yönü ağır basan diplomatik bir platform olarak algılıyor daha çok. Fakat görüyoruz ki dünya ticareti için icrai yönü olan bir kurum hürriyetinde. Evet, tam da dediğiniz gibi. Aynı zaman da ICC var biliyorsunuz, Milletlerarası Ticaret Odası. Bununda paralelinde çalışan bir kuruluş bu. Ben ICC’inde yönetim kurulundayım. ICC daha çok uluslararası firmalara, daha büyük kuruluşlara konsantre oluyor. Biz daha KOBİ’lere konsantre olan bir kurumuz. İki büyük kuruluşun birinde başkan diğerinde yönetim kurulu üyesi olmanız koordinasyonu da kolaylaştırıyordur sanırım. Geçen dönemde de öyle yapmıştım. Bu dönemde de öyle olacak. Aynı zamanda bu kuruluşu uluslararası kuruluşlarla da, Akdeniz odaları gibi, İslam Federasyonu gibi, Asya Pasifik Odalar Federasyonu gibi onlarla da beraber, koordineli götürüyoruz. Ayrıca G-20 meselesi var. Bu G-20’nin bir uzantısı olarak C-20’yi (Chamber-20) yapıyoruz. Yani G-20’ye bağlı olan ülkelerin odaları olarak, G-20 ülkenin başkanları toplanmadan önce o ülkenin ekonomisi ile ilgili genel bilgi veriyoruz. G-20 platformu, dünya ekonomisinin konuşulacağı yer olacak. Sizin WCF’e üçüncü kez başkan olmanız sürpriz midir? Değil bence. Biz bu işte epey çalışıyoruz. Dolayısıyla çok miktarda zaman, enerji, fedakârlık söz konusu. Bunlar ücret alınan şeyler de değil. Öyle bir şey yok bizde. Yine sürpriz olmadı diyorsunuz. Çok önemli bir platformun başındasınız. Referanslarınıza bakılarak size sunulmuş makam. Ülke değeri de var mıdır bu işte? Ben her zaman söylüyorum. Biz yurt dışından yurt içinde göründüğümüzden daha iyi görünüyoruz. Yani bizim her gittiğimiz uluslararası toplantıda Türkiye’den her zaman bilgi almaya çalışıyorlar, gelişmeleri gözlemlemeye çalışıyorlar. Eskiden bunlar yoktu. Artık Türkiye’yi hem bu bölgede, hem de G-20’ler arasında olsun, dünyanın 16. ekonomisi olması olsun, son krizde diğer ülkelere göre daha iyi pozisyonda olması herkesin göz önünde. Herkes biliyor ki Türkiye içinde olmazsa bir şey olmaz. Amerika’daki temasları gördük. Sayın Başbakan’ın yaptığı seyahatler Suriye, Libya gibi yerler çok önemli şeyler. Benim dışımda başka birçok Türk arkadaşlarımız da önemli kuruluşların başında. Ülkelerimizin katkısıyla, diğer arkadaşların katkısıyla, TOBB’un katkısıyla bunlar gelişmekte. Nasıl bir 2010 bekliyor bizi? Kobilere dönük. 2009 çok zordu. Bundan en çok hırpalanan da KOBİ’ler oldu. Büyük şirketler kendilerini koruyabiliyor. Ama KOBİ’lerin böyle bir lüksü yok. 2010’un nasıl olacağını görebilmek için birinci yarıyıl sonunu beklemek lazım. Birinci çeyreğin sonunu beklemek lazım. KOBİ’lerin finansman zorluğu gibi diğer zorluklarının da hemen çözüleceğini zannetmiyorum. En büyük zorluk noktası nedir 2010’a ilişkin? Bence bu krizin en yıpratıcı ve en kalıcı yıpranma vasfı istihdam meselesi. KOBİ’ler zor durumda, bankalar kredi vermiyor, ihracatta düşüklük var, tamam hepsi zor ama istihdamın bu şekilde yükselmesi en zor kısım. Dün bir istatistik gördüm. 2009’un son çeyreği ile ilk çeyreği arasıda 6 ay müddetle dünyada 19 milyon 500 bin kişi işsizmiş. Bunun yüzde 10’u Türkiye’de. Türkiye’ye ilişkin yüzde 14.5 rakamı veriliyor ama bazı büyük şehirlerde işsizlik oranı yüzde 25 civarında. İstihdam konusu hemen halledilecek konu değildir. Ama bununda tek panzehiri iş sahası açılması. Yatırım yapılması. Onun da tek yolu yatırım ortamının gelişmesi. Özellikle enerji alanında yatırımcıların önünün açılması için gerekli önlemlerin alınması kaçınılmaz görünüyor. Türkiye daha çok kömür, doğalgaz ve su ile enerji üretimini gerçekleştirdi. Yenilenebilir enerji konusunda geride kaldığımızı düşünüyor musunuz? Bilhassa Kuzey Avrupa’da, Hollanda gibi ülkelerde çok daha dağılmış vaziyette yenilenebilir enerji santralleri. Tabii bunun olmasının asıl sebebi de yeteri kadar teşvik verilmesi. Çünkü bunların bildiğiniz gibi gerek hidroelektriğin, gerekse rüzgârın hatta daha ileri safhada güneş enerjisinin ilk yatırımları çok fazla. Dolayısıyla bu yatırımların Batı’da önemli miktarda teşvik ediliyor olmasının asıl nedeni de bu. Ne tür teşvik mekanizmaları devrede? Hem finansman bakımından uzun zamana yayıyorlar hem de onların fizibilitesine yardımcı olacak şekilde yapıyorlar. Bunu hem çevre dostu olduğu için, hem de birçok ülkenin ısı doğalgaz ve petroldeki sıkıntısını gidermek için teşvik ediyorlar. Bugün tabii bilhassa ülkemizde bunlar çok ufak miktarda. Çok az yenilenebilir enerjiden faydalanmamız. Onun için bu oranları yükseltmemiz lazım. Nükleer konusuna bakışınız nasıl? Nükleere de destek verilmesi lazım. Çünkü ilerisi buna bağlı. Çernobil’i akla getirmek ve böyle olacak demek doğru değil. Endişeleri ne ölçüde haklı buluyorsunuz? Bugünkü teknoloji ile dünyanın her tarafında kullanılabildiği, Fransa’da kullanılmaya başlanıldığı, İngiltere’nin buna dönmeye başladığı, Amerika’da buna tekrardan öncelik verildiği bir zamanda artık bizim de buna gereken önemi vermemiz lazım. Lisanslar dağıtımında bir enflasyon olduğunu düşünüyor musunuz? Bir borsasının oluştuğu dile getiriliyor? Böyle bir şey olabilir tabii. Alınmıştır, devredilmiştir. Fakat EPDK’nın bu konuda çok sağlıklı çalışmaları var. Enerji Bakanlığı’nın da öyle. Yani bir kere bir yöne bir müracaat varsa, ona bakılıyor ve ona verilme yoluna gidiliyor. Daha başlamadı ama. Yüzlerce müracaat var. Eğer bir yere birden fazla müracaat varsa o zaman bu ihaleye çıkacak. Sistem böyle. Biraz da ailenizin geçmişinden ve işlerinizden bahsedebilir misiniz? Biz Yırcalı Ailesi olarak Balıkesir ile hem ekonomik, hem siyasi, hem de sosyal bakımdan yoğrulmuş bir aileyiz. Ben üçüncü jenerasyonum. Biz iş yaşamımıza Balıkesir’de başladık ve Balıkesir’de devam ediyoruz. Büyükbabam, babam, ben ve oğullarım Balıkesir’de, bu şirketlerimizin hepsinin merkezi Balıkesir’de bulunuyor. Benim dedem Balıkesir’in ilk sanayicilerindendir. 1922’de kurulmuştur un fabrikası. O fabrika da bir enteresandır. 1930 Dünya Krizi’nde ayakta kalan Türkiye’deki ender fabrikalardan biridir. Yakın zamana kadar da un yapıyordu. Şehir içinde olduğu için başka bir yere nakliye ediyoruz. Yırcalı Un olarak devam ediyor. Grubun faaliyetleri hangi yöne doğru gelişiyor? Balıkesir’de hiç fabrika yokken kendi jeneratörü ile elektrik üreten bir fabrikanın sahibiyiz biz. Yine büyükbabam ilk defa bir lise yaptırıp Milli Eğitim’e bağışlamış bir kişidir. Bugün de zaten büyükbabam adına bir lisemiz var, babam adına bir Anadolu lisemiz var, validem adına bir çocuk yurdumuz var. Bunların hepsi Milli Eğitim’e ve sosyal kurumlara verilmiştir. Şirketlerimizin bir kısmı aile şirketidir. Bir kısmı da halka açık. Sektör olarak yem, büyükbaş ve kanatlı hayvan üretimi yapıyoruz, tavuk çiftliğimiz var, aynı zamanda sentetik çuval imalatı yapıyoruz. Bunun dışında sigortacılığımız var. Enerjiye gelince BEST’in yanında yenilenebilir enerji çalışmalarımız var. İstanbul otelcilikte çok büyük olmayan bir payımız var. Hisse yapımız çok az. İki oğlunuz da iyi eğitimlerinin ardından gruba etkin pozisyonlarda dâhil olmuş durumdalar. Onlar yakın gelecekte önüne geçme noktasında aktif rol alabilirler mi? Elbette, dördüncü kuşağın entegrasyonu ile daha ilerilere gidebiliriz. Neden şimdiye kadar geri planda kaldı çocuklarınız? Kriz olmasaydı, hep beraber elbirliği ile apartmanın önüne geçip grubun yurt dışı projelerini daha fazla gündeme alabilirdik. Fakat kriz nedeniyle bunu çok güçlü yapamadık. Önümüzdeki günlerde onlara daha sık göreceğiz o halde. Peki, hangi alanlarda grubu daha çok temsil edecekler? Krizin etkilerinin silinmesi ile birlikte yurt dışında daha etkin olabileceğimiz bir süreci yönetecekleri muhakkak. ANADOLU SERMAYESİNİN İŞBİRLİĞİNİN ÜRÜNÜ BEST’İN BUGÜNKÜ PROFİLİ Best, 45 yıl önce Balıkesir Elektromekanik Sanayi Tesisleri’nin kısaltmasını alarak kuruldu. Yırcalı Ailesi’nin öncülüğünde 600’e yakın girişimcinin ortaklığında faaliyete geçti. Bugün 1000 işçinin çalıştığı Best’te 200 çalışan şirketin ortağı konumunda. Best, 2008 karından tüm ortak ve çalışanlarına 11.5 milyon TL temettü ve kar payı dağıttı. Son yatırımla Best’in 2009 sonu cirosu 500 milyon TL olarak gerçekleşecek. Yırcalı Grubu’nun (Best ile birlikte 8 şirketi var) 2009 sonu cirosu 600 milyon TL olacak.
A. RONA YIRCALI KİMDİR? 1944 doğumlu olan Rona Yırcalı, lise öğrenimini Robert Kolej’ de tamamladıktan sonra Ekonomi ve İş İdaresi konularında yüksek öğrenimini University of Miami, Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdi. Sahip olduğu grup kuruluşlarında, enerji (transformatör, hidroelektrik ve rüzgâr enerjisi), gıda, yem, tekstil, sentetik elyaf üretimi, turizm ve finans sektöründe faaliyet gösteriyor. İngilizce bilen Rona Yırcalı, evli ve iki çocuk babasıdır.
|