KAPAK: YORUMLAR
ANADOLUBANK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI RECEP ATAKAN
Dünyanın ilacının bir miktar enflasyon, yani tüketim talebinin canlanması olduğu düşünüldüğünde, önümüzde yakın vadede pek pozitif beklenti yok, ama şu da bir gerçek ki herkes krize karşı gardını almış vaziyette. Bunu artan işsizlik oranlarından görebiliriz. 2010’a gelince, gelecek yılın, tedbirlerin elden bırakılmayacağı bir yıl olacağını bekliyoruz. BU YIL ŞİRKETLER İÇİN EN ZOR ŞEY TALEP YETERSİZLİĞİYDİ Firmaların faaliyetlerini sürdürmek konusunda karşılaştıkları en büyük sıkıntı talep yetersizliği oldu. Global krizin tüm dünyada etkili olması, toplam talepteki gerileme zaten bir süredir enflasyonla mücadele sebebiyle bastırılmış iç talebin yanına yetersiz dış talep olgusunu koydu. Özellikle ihracata yönelik sektörlerde satışın sürekliliği için belli bir miktar stokla çalışılması, duran talep sonrası çarkları çevirecek alışverişin olmaması, birçok firmayı zaten zayıf olan özsermaye yapısının yanına banka kredisi talep etmeye yönlendirdi. Düşen cirolar ve eksik özsermaye sebebiyle bankaların kredi süreçlerine temkinli yaklaşması sebebiyle doğal sonuç olarak üretim faaliyetleri azaltılıp (tabiî ki istihdam eksiltme sonucunu doğurdu) stoktan satış ve gelir arttırılamadığı için maliyet düşürme politikaları benimsendi. Bu güdülerle ilk 4 ayı üretim çarklarını çok sert etkileyen kriz, stokların tüketilmesi ve teşvik paketleriyle yerini temkinli ve kısa vadeli satış stratejileri ile yürütülmeye çalışılan bir sürece bıraktı. Teşvik paketlerinin bitimi ile sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranlarının yine geçen senenin altında kalması, yeni yatırım ve sipariş alma konularında yetersizliği gün yüzüne çıkarttı. Firmaların özsermayesi ile orantısız kredi kullananları, satış konsantrasyonlarının bir kaç müşteri üzerine dayayanları ve maliyet yönetimini yeterince kullanamayanlarında bazı sıkıntılar yaşandı. Ama likidite ve müşteri çeşitliliği olanlar sadece düşük kârlı veya kârsız bir sene geçirdiler. KRİZE KARŞI ORTAK HAREKET ETME GÜDÜSÜ EN ÖNEMLİ OLGU Krizin daha önce olmayan derecede dünyada ortak hareket güdüsü geliştirmesi, çözümü için en önemli olguydu. Piyasaların normalleşmesi ve alışverişin başlaması için tüketim olgusunu geliştirecek düşük faiz ve yüksek likidite tedbirleri beklenen hızda reel sektöre ulaşmadı. Çünkü tüm dünyayı bu derece etkileyen bir kriz yakın tarihte olmadığı için güven eksikliğini gidermek zaman gerektiren bir husustur. Bu krizin yarattığı fırsatlar ya da dersler; yeni Pazar arayışının sürekli bir ihtiyaç olduğu, yüksek kaldıraç veya sermayesiyle orantısız kredi ile büyüyen firmaların karşı karşıya kaldığı durumun likidite riskini ne kadar önemli olduğunun anlaşılması ve muhakkak iş çeşitlendirmenin gerekliliği idi. Şu an her veride krizin dibini aştığımız işaretini almak mümkün. Aşırı likiditenin emtia, gayrimenkul ve borsalara gitmesinin yarattığı efekt her ülkede farklı boyutlarda cereyan etti. Dünyanın ilacının bir miktar enflasyon yani tüketim talebinin canlanması olduğu düşünüldüğünde önümüzde yakın vadede pek pozitif beklenti yok ama şu da bir gerçek ki herkes krize karşı gardını almış vaziyette. Bunu artan işsizlik oranlarından görebiliriz. Ne yazık ki firmaların maliyet yönetimi için yaptığı işten çıkartmalar, tüketici talebini aynı derecede aşağıya çeken ters bir unsur yaratmakta. İşsiz sayısının arttığı toplumlarda tüketimin canlanması pek de pratik değil. Bu noktada eksik talebi karşılamak için tüketicinin yapmadığı harcamayı devletler yapmak zorunda kaldı. Bu da yüksek bütçe açıkları sorununu ortaya çıkarttı. Bu sarmaldan çıkmak için ya bir miktar daha fakirleşmek ya da IMF gibi toplu para bulunabilecek imkânların devreye girmesi gerekecektir. Taze kaynağın yaratacağı büyüme efekti yavaş yavaş düzelen piyasaları biraz ivmeli harekete geçirecektir. Yeni bir krize girme psikolojisi travmatik bir yaklaşımdır. Her kriz biter ama süreleri farklıdır. Biz piyasalardaki düzelmenin yavaş yavaş olacağını ve 2011’den önce sert büyümeler beklemenin anlamlı olmadığını düşünüyoruz. Dünya piyasalarındaki iyileşmeler dış ticareti rahatlatacağından yurt dışını sıkı takip etmemiz gerektiğine inanıyoruz. DIŞ PAZARLARDA TALEP OLUŞMADAN YATIRIM YAPMAK RİSKLİ 2010 çok kötü verilerle karşılaştırıldığında 2009’a göre kriz etkilerinin daha az hissedileceği, ufak çaplı da olsa büyüme trendinin başlayacağı bir yıl olacak. Sert düzeltmeler beklememekle birlikte 2010 sonlarına doğru düşük faiz ve yüksek likidite politikasının tüm dünyada yavaş yavaş terk edilecek bir model olduğuna inanıyoruz. Olasılığı düşük de olsa dünyanın düzelmemesi sebebiyle ortaya çıkabilecek bozulmada firmaların tahammül sınırlarını aşması ihtimaline karşı cesur hareketlerin azlığı, 2010’u tedbirin elden bırakılmayacağı bir sene yapacak. Dış pazarlarda talep oluşmadan yapılacak yatırımların özsermaye dışında olanları risk unsurunu yüksek taşıyacaktır. Özellikle daha önce iş yapılmamış gerek Afrika gerekse Orta ve Uzak Doğu piyasaları ekonomik aktivite ve yeni Pazar olmaları dolayısıyla ön planda tutulmalıdır. Borçlanma gereksinimlerinde düşük faiz ortamının getirdiği avantajlar dikkate alındığında 2010 ortalarına doğru borçlanmaları uzun vadeye kaydırmak, finansman yükü için iyi bir tedbir olabilir. Tahsilât ve zayıf sermaye riskleri her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gereken hususlar olacaktır.
|